NATO Nereye Gelecek, Neden Gelecek? ,Aydın Çubukçu-Evrensel
05/07/2010Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yurtdışına çıktığı her seferinde olduğu gibi yine yeni bir bomba patlattı. Bu kez, G20 zirvesine katılmak için gittiği Toronto’da, PKK’yle mücadelede NATO’nun da rol alması gerektiğini söyledi.
Afganistan’da Taliban’a karşı olduğu gibi, Türkiye’de de, PKK’ya karşı NATO görev yapmalıydı.
Mevzu, bir gazetecinin “ üçlü mekanizmanın işlevine” ilişkin sorusu üzerine açıldı. Ve Erdoğan, Kuzey Irak hakkında kısa bir değerlendirme yaptıktan sonra, “Bizler NATO ülkesi olarak, Afganistan’daki birlikteliğimiz neyse, bu birlikteliğimizi farklı yerlerde de kararlılıkla sürdürmeliyiz. Hele hele bu bölgede dayanışmamız çok daha farklı bir önem ifade ediyor. Üçlü mekanizma bütün bunlara dayalı olarak atılmış adımlardır. Bunun gereğini de arkadaşlarımız şu anda çalışıyor, yerine getireceğiz” dedi…
Bir hafta kadar önce, Genelkurmay Başbakanı Orgeneral İlker Başbuğ da “NATO daha aktif olmalı” demişti. “NATO’nun sadece coğrafi alanın sınırları içersinde hareket etmekle yetinmeyip, üye ülkelerinin kolektif güvenlik çıkarlarının tehdit altında olduğu bölgelerde de aktif olması gerekmektedir.”
Demek oluyor ki, mesele önceden görüşülmüş, belki MGK’de de karar altına alınmış ve bunun için resmi girişimler başlamış bile… Bununla birlikte, NATO’nun devreye girmesiyle kastedilenin ne olduğu şimdilik tam olarak belli değil. Kimi teknik ve idari ayrıntılar bir yana, siyasi olarak böyle bir müdahalenin sonuçlarının ne olabileceği ve hükümetin bu sorunları aşmak için başka hangi araçları devreye sokacağı da belirsiz.
Bilindiği gibi, Irak’ın işgali sırasında da NATO müdahalesi gündeme gelmiş, ancak Türkiye buna itiraz etmişti. O zamanki itiraz gerekçesi, Türkiye’nin bölgeye müdahale olanaklarının iyice kısıtlanacağı idi. Bugün bu pek umursanmaz görülüyor, öyleyse durum gerçekten vahim! Türkiye “sıcak takip”, ya da bölgeye havadan ve karadan müdahale gibi alışılagelmiş usullerden vazgeçmeye hazır olduğu mesajını da vermiş bulunuyor.
Ajanslara düşen haberler arasında, NATO’nun bu göreve pek istekli bakmadığı yönünde… Afganistan’daki başarısız maceradan sonra, bir de burada aynı etkisiz duruma düşme tehlikesi NATO çevrelerini düşündürüyor.
Ne var ki, eğer uzun vadeli ve kalıcı sorunlar açısından bakılırsa, NATO’nun bölgeye çağırılmasının sadece Türkiye’nin fikri olmadığı sonucunu çıkarabiliriz. NATO’nun bölgeye gelmesi zaten bütün taşları yerinden oynamış olan Ortadoğu için, sürekli bir istikrarsızlık tehdidi demektir. İran, bunun kendisine karşı planlanmış ve PKK ile maskelenmiş bir operasyon olduğunu haklı olarak düşünecektir. Bölgeye davetin yine bir bölge ülkesinin iç sorunları dolayısıyla yapılmış olması durumu değiştirmeyecektir.
Fakat bu davetin ortaya çıkardığı en vahim netice, devletin PKK sorunu olarak algıladığı Kürt sorununu çözmek için ülkenin kendi ihtiyaçlarından ve gerçeklerinden hareket etmekten iyice uzaklaştığıdır.
NATO, söylendiği gibi yalnızca istihbarat olanaklarından yararlanmak için bölgeye çağrılıyor olsa bile, Türkiye, bu sorunu kendi güçleriyle halledebilmekten uzak olduğunu kabul etmiş olmaktadır. “Bir avuç çapulcu” denilen gücün, aslında uluslararası bir askeri ve istihbarat destekleriyle kontrol edilebileceğinin söylenmesinin asıl nedeni ise, Kürt sorununu yalnızca bunlardan ibaret bir bela olarak görmektir.
Temel yanılgı budur ve böyle devam edildiği sürece, demokratik yollardan kolaylıkla halledebilecek bir iç sorunu, uluslararası bir savaş nedeni halinde ortaya atmanın bedeli olağanüstü ağır olacaktır.
ABD’nin ve İsrail’in bölgeyi cehenneme çevirmeyi isteyen saldırgan planlarının bir parçası olan NATO’nun bölgeye yerleştirilmesine, Türkiye’nin bu biçimde alet edilmesi ve hükümetin de bunun taşeronluğunu üstlenmesi hiçbir biçimde kabul edilemez…
Kürt sorunu, askeri araçlarla halledilebilecek, dış kaynaklı bir terör sorunu değildir. Türkiye’nin sosyal, siyasal, ekonomik gerçeklerinden kaynaklanan ve Kürt halkının özgürlük ve eşitlik taleplerinin doğurduğu bir iç sorun vardır. Türkiye bu sorunu kendi dinamikleriyle ve demokratik yollardan çözebilir…
Bu yapılmadıkça, ABD’nin ve İsrail’in bölgedeki hedeflerine hizmet edecek her türden tuzağa düşmek kaçınılmaz olacaktır.
