TÜKENDİ ÖMÜR
Tükendi bir ömür işte böylece…
Hayat insana bazen bir değil, birkaç sille birden vuruyor. Ama ne yaparsınız ki, gelen Allah’tan gelince de karşı gelinmiyor. Zira biz insanların insan olmasının gereğidir, Allah’ın emirlerine boyun eğmek.
O da öyle diyordu zaten sürekli “Emrine şükür”.
Daha gencecik yaşta göndermişti hayat arkadaşını ebedi aleme. Halbu ki, öyle mi düşünüyordu. Peş peşe doğan beş çocuğuyla sıkıntılı ama umutluydu. Niye olmasın ki? Çok değil 15’ine varmadan elleri iş tutacaktı, ekmek getireceklerdi. Eşi de insan gibi insandı. Temiz, çalışkan ve dürüst. “İyi insanların ömrü az olur” derler. Acaba doğru mudur? Bütün bunlara aldırmadan hem çocuklarını büyütüyor, hem de eşine ev, eşik, tarla, tapan, inek, yayla demeden yardım ediyordu. “Sabır herif, sabır! Hele bir büyüsünler bak nasıl el atacaklar sana” diye de teselliyi eksik etmiyordu.
Fakat birdenbire terk etti hayat arkadaşı onu. Yüreğinin yarısı da gitmişti. Öteki yarısı çekebilecek miydi acaba kendisini? Kim bilir sesinin titremesi belki de ilk o zaman başlamıştı. Sesi titrese de acısını yüreğinin en derin yerine gömüp evlatlarını yetiştirmenin telaşına düştü. Ve şöyle diyordu: “Ne yapalım Emrine şükür!”.
Ağır aksak da olsa kimselere muhtaç olmadan ve tabii ki çocuklarını da muhtaç etmeden hayatını sürdürdü. Öyle güzel evlatlar yetiştirdi ki, üzerlerine yemin edilse yeridir. Hepsi birbirinden güzel ve pırlanta gibi. Hele aralarında bir İlhan vardı. Bizim “Sarı” dediğimiz, can arkadaş. Acaba “Sarı beni incitecek bir hareket yaptı” diyebilecek bir babayiğit var mıdır? Hiç sanmıyorum. İlkokuldan, mahalleden, kaz güderken, sığır otlatırken, çapa yaparken, tırpan sallarken çok yakın arkadaşım, dostum ve kardeşim olan Sarı da maalesef göçtü ebedi aleme. Elbet arkasında derin acılar bırakarak. Aslında hepimizin sevindiği gibi Hollanda’ya gitmişti, bize göre hayatını kurtarmıştı. Ama maalesef Hollanda’dan bir tabutla geldi iri bedeni. Ve onun sesi daha da titremeye başlamıştı. Acılarla yoğruldukça sesinin titremesi de gittikçe artıyordu. Sanki “Konuşursam bir şey olacak” dercesine titriyordu. Yine de “Emrine şükür!”
Ne yazık ki, çok geçmeden İlhan’dan bir büyük olan Mustafa’sını da verdi toprağa. Ama titreyecek bir sesi kaldı mı işte onu bilemiyorum.
Artık korkma Tüken Hala! Sesin titremesin. Ruhun şad, mekanın cennet olsun…
