Bizim Ercan
Bazı insanlar vardır, bilirsiniz; orada olmaları sizin için bir güven garantisidir. Gitmeseniz de, görmeseniz de, görüşmeseniz de güvende hissedersiniz kendinizi. O bitmez güven duygusu, zamanın ve yılların alışkanlığıyla öyle pekişmiştir ki, ne hayat kırabilir bunu ne de zaman karşısında durabilir. Bütün zorluklara göğüs gere gere oluşturmuştur kendisini zaten.Ercan da bizim için o güveni bütünleyen bir insandı. Susuz’da olduğu sürece ben o güven duygusunu yaşadım içten içe. Oradaydı nasılsa. Yıllar yılı arkamızı kollayan adam oradaydı.
Biz sonradan kentli olan ahalinin vazgeçilmez arkadaşıydı, Ercan. Hepimizden daha güçlü bir insandı. Tarlada herkesten daha çok çalışır, daha az yorulurdu. Erken kalkmanın anahtarı ondaydı, sanki. Malları alaflayıp erkenden dahil olurdu hayata. Bir bakardınız omzunda çapası ya da dirgeniyle akşamın sokaklarından eve dönüyor. Bir bakarsınız kartolları sulamış bütün çamur eli ayağı. Hayatı boyunca emeğiyle geçinen bir insanın çocukluğundan beri yaşadıkları yol göstermez mi, insana?
Durum bize gelince bizim fiyakamız tartışılmazdı. Kasabada Ercan’a karşı koyabilecek bir babayiğit yoktu bizim kuşakta. Gerektiğinde çok sert adamdı. O yanımızdayken yaşıtlarımızla hırlaşmaktan korkmazdık. Çünkü yanımızda Ercan’ı görenler, bizi gözüne kestirse bile, tırsıp geri giderdi. İşin içinde Ercan’a çarpılmak vardı. Yanımızda olmasa bile, bizim arkadaş olduğumuzu bildiklerinden, bize pek bulaşmazlardı. Zira onlar için iyi olmazdı. Başta yazdığım güven duygusu oradan kaynaklı olsa gerek.
O zamanlar hem Hollanda ulusal futbol takımında hem de Barselona’da oynayan Kuman adlı bir savunma oyuncusu vardı. Şimdilerde bir takımın teknik direktörü olsa gerek. Kapı gibi bir futbolcuydu. Bizim takımda Kuman’ın oynadığı mevki, tabi ki, Ercan’ındı. Hem fizik, hem de oyun olarak Kuman’ı andırdığından o mevkide top geçer adam geçmez bir güvenle oynardı. Son adam oradaydı ve rakibin bizi yenmesi olası değildi. Bütün heybeti ve çevikliğiyle rakipten topu alıp tehlikeyi uzaklaştırırdı. İşte o güven duygusunun bir kısmı da buradan kaynaklanmaktaydı.
Hayat bizi doğup büyüdüğümüz yerden kopardı. Her günümüzü orayı özleyerek yaşamayı ezberledik. Bir çeşit sürgün desek anlatmaya yetmeyecek gene. Ercan orada kalıp hayata orada devam etmeyi tercih etti. İki çocuk babası, işinde gücünde bir adam. Çocuklarının okuluyla, evin sorunlarıyla ilgilenen bir baba. Kendisini gurbete vurmak yerine doğup büyüdüğü kasabada mutlu bir ailede yaşamayı tercih etti. Ama felek bırakmaz ki mutlu sonla bitsin hayat.
Ne olacak şimdi?
Üzgün olmanın yetmeyeceği yerdeyiz acı haberi aldığımızdan beri. İnsan kendisine anlatamıyor ki, bir arkadaşına haber versin bu acıyı. İnsan kendisine kabul ettiremiyor ki, ailesine baş sağlığı dileyebilsin. İnsan inanmıyor ki…
Dünya bizim için artık biraz daha güvensiz.
Her zaman yanımızda olan, bizi kollayan adam da yok artık. Bir sarışın dalgınlık oldu hayatımızda. Sonrası için söylenecek söz bırakmadan, sessizce noktalandı varlığı.
Acı çekmenin, özlemenin, inanamamanın, şaşkınlığın bu boyutu da varmış demek. Bunu da yaşadık, peki.
Ailesinin başı sağolsun. Arkadaşlarının başı sağolsun. Sevenlerinin başı sağolsun. Kasabamızın başı sağolsun.
Feleğin papağı boş kalsın!
ağzına sağlık hakkı seninde başın sağolsun . benim yarım gitti inanamadım yakıştıramadım.

Budak | 23:34
Eline, diline ve yüreğine sağlık be Hakkı baba ne güzel anlatmışsın kardeşimizi canımızı mekanı cennet olsun tüm sevenlerin ve ailesinin başı sağolsun.Hakkı Ercanın maçlardaki mücadelesinden dolayı arkadaşlar arasında'' Kasap''olarakta bilinir.