17 Eylül 2014

Hava Durumu Çok Okunanlar

| Cilavuz Fotoğrafları

CILAVUZ KÖY ENSTİTÜSÜ’NÜN KURULUŞ VE İŞLEYİŞİ

1937 yılında kurulan Cılavuz Eğitmen Okulu’nun ilk müdürü Halit Ağanoğlu’ dur.

cilavuz-koy-enst1.jpg
CILAVUZ KÖY ENSTİTÜSÜ’NÜN KURULUŞ VE İŞLEYİŞİ


Şenay Sağdıç [1]





Cılavuz Köy Enstitüsü’nün Kuruluşu

Eğitim ve öğretime büyük önem veren Mustafa Kemal Atatürk, Başbakan İsmet İnönü, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un başkanlığında Türkiye’de üç eğitmen okulu açılmıştır. Bunlar Düziçi (Adana), Hasanoğlan (Ankara) ve Cılavuz (Kars) Eğitmen Okulları’dır.



1937 yılında kurulan Cılavuz Eğitmen Okulu’nun ilk müdürü Halit Ağanoğlu’ dur. Burada üç aylık eğitim ve öğretimden sonra mezun olan öğrenciler köylere öğretmen olarak gönderilmiştir. Amaç halkı bilinçlendirme, yenilik ve çağdaşlık sağlama, uygar bir medeniyet yaratma ve özellikle köylerin geri kalmamasını sağlamaktı (Eren,2002: sayı 5.).



17 Nisan 1940’ da 3 aylık eğitmen veren Eğitmen Okulu kaldırılmış, yerine 5 yıllık Köy Enstitüsü kurulmuştur. Yani 1937’de 3 ayda bir mezun verirken 1940 yılından itibaren 5 yıla çıkarılmıştır, yıllık eğitim-öğretim dönemi 6 ay olmuştur. 1940 yılında Cılavuz Köy Enstitüsü eğitim görevlileri olarak yalnızca okul müdürü ve katipten oluşuyordu. Kadro daha sonra çevre köylerde bulunan ilkokul öğretmenlerinden tamamlanmıştır.



1940 yılının mart ayı başlarında İsmail Hakkı Tonguç’un telgrafla özel çağrısı üzerine, Halit Ağanoğlu Ankara’ya geldi. Trabzon’dan Kars’daki Cılavuz Köy Enstitüsü’nü kurmağa memur edildi ve kurulacak enstitünün müdürü olarak görevlendirildi (Tonguç, 2007: 272). Bu görev için Halit Ağanoğlu’nun seçilme sebeplerinden en önemlisi, 1937, 1938, 1939 yaz aylarında Cılavuz Eğitmen Kursu’nda çalışmış olduğundan mıntıkanın iklim şartlarını, köy çevrelerini nispeten daha iyi tanımasıdır. Genel Müdür İsmail Hakkı Tonguç; “Ağanoğlu, sizi Kars’a göndereceğim, orası çetin yerdir, size güvenim var” diyerek vazifelenme sebebini açıklamış ve Ağanoğlu’na bir güven göstererek teşvikte de bulunmuştur(Ağanoğlu,1949: 3). Vazifesini öğrenen Ağanoğlu, görevini yerine getirmek amacıyla Kars yolunu tutmuştur.



Ağanoğlu, enstitüde uygulayacağı programı ana kaidelere göre ele almıştır. Bu ana kaideler göre;

1-Kafayı bilgilendirmek, işler, duyar hale koymak üzere ortaokul ve bazı taraflar ile lise programına uygun öğretim yapılacak ve ayrıca köy halkının ihtiyaçlarına göre tespit edilecek konular da önemle işlenme planına alınacaktır.



2-Bugünkü ve yarınki köyün gerektirdiği her türlü ziraat işleri yapılacaktır. İşlerde esas A- İleri ve rasyonel usul ve vasıtalarla çalışma zihniyet ve itiyatlarını kazandırmak, B- Adali ve zihni çalışmalardan kaynaklanan yorgunluğa tahammül edebilmek, varılacak neticeden zevk ve heyecan duyulabilmek iktidarını kazandırmaktır.



3-Müessesede yaşayış, kurulmak istenilen ileri köy yaşayışına göre düzenlenecektir: A- dershane ve koridorlar ve bütün binalarda ışık, hava, temizlik daima elde tutulacak, B- Eşya sadelik ve sağlık şartlarına uygun bulunacak ve köye intikal etmek üzere örnek teşkil edecektir. C- Müessesede düşünüş, duyuş, yaşayışı telkin eder resim, yazı, grafiklerle değerli bir dekor yaratılacaktır. Müzik faaliyetine büyük yer verilecektir.



4-Amaca ulaşma yolunda sıkı bir disiplinle hareket edilecektir.

İşleme tarzı: Günün yarısı iş, ve diğer yarısı nazari ve ameli tedrisata ayrılacaktır. İşler köyün gerektirdiği işler olup iki görüşe göre ele alınacaktır. 1-köyde ve bütün köylüler tarafından yapılması gereken işler (tarla, bahçe, hayvan bakımı, tavukçuk, arıcılık,sütçülük, genel temizlik işleri ile; bisiklet, motosiklet, otomobil, fotoğraf, ziraat makineleri kullanma, sökme, montaj yapma, at binme, araba, kızak sürme, silah kullanma…vb.) 2- köyün işlerine cevap veren ve oldukça ihtisas gerektiren, demircilik, tenekecilik, nalbantlık, kalaycılık, dülgerlik, marangozluk, biçki dikiş, nakış, dokumacılık… gibi işlerdir (Ağanoğlu, 1949: 23).



Enstitünün günlük, haftalık çalışma programları, nöbet işleri bu tutuşla hazırlanmıştır ve bu hava içinde maddi ve manevi yapısını bulma yoluna yönlenmiştir. Uygulanacak program genel olarak belirlendikten sonra geriye kalan tek şey enstitüyü kurmak için uygun bir yerin bulunmasıydı. Konak yerleri seçilirken iklim şartları, güneş, hava ve su göz önünde bulundurulmuştur. Cılavuz Kars – Ardahan şosesi üzerinde Susuz Çayı vadisinin iki tarafında kışla harabelerinden kurulu bir köyün, geniş arazisi, bol suyu ve güzel havasıyla yerleşme imkanları için çok elverişli bir yer olduğuna karar verilmiştir. Kışla harabeleri yeni yapılacak binalara temel teşkil ediyordu. Rus yapıları olarak bilinen bu binaların çatıları sökülmüş, pencereleri soyulmuş, duvarları yıkılmış harabeler olması, çalışmaları güçleştirse de kısa sürede tamir edilip eğitime hazır hale getirilmiştir.



Sıradaki iş öğretmen kadrosunu kurmaktı. Halit Ağanoğlu kadroyu oluştururken bu işi severek yapacak, köy yaşamına rahatlıkla ayak uyduracak, gittiği yerde modernlik arayışından ziyade o yeri modernleştirmek için canla başla çalışacak öğretmenleri seçmeye dikkat etmiştir.



Köy Enstitüsü’ne alınacak öğrencilerin seçiminde de bazı önkoşullar şarttı. Bu önkoşullar öğrencilerin köy çocuğu olması ve köy ilkokulunu bitirmiş bulunmasıdır. Bu özelliğe uygun çocuklar köylerden seçilmeye başlanıyor ve sınavla enstitülere alınıyordu. Bu şarta yönelik insanların aklında bazı soru işaretleri oluşmuştur. “Neden şehir çocuğu okutulmuyor?”, ya da “Köylü olup da köyde okul olmadığı için kasaba ya da şehirde okuyan çocukları neden almıyorlar?” şeklindeki sorular bunlardan bazısı. Halit Ağanoğlu’nun bu konudaki düşüncesi: “Kasaba ve köyler arasında coğrafi şartlar, geçimin yarattığı iş şartları çok farklıdır. Ayrı şartlar içinde yaşlanan çocuklar, aldıkları terbiye ile farklı karakterler kazanırlar. Bunun için köye uymak keyfiyeti köyde yetişen çocukta kasabadakinden daha fazladır.” şeklindedir.



Cılavuz Köy Enstitüsün’nün geçmişten günümüze kadar uzanan değişimi;

1937’de Eğitmen yetiştiren okul
1938’de Dönemin ilkokullarına öğretmen yetiştirmek amacıyla kurulan Cılavuz (En Güzel Çiçek) Köy Enstitüsü
1954-1976 yılları arasında Kazım Karabekir İlk öğretmen Okulu
1976-1990 yılları arasında Kazım Karabekir Öğretmen Lisesi
1990-1991 Öğretim yılından itibaren Kazım Karabekir Anadolu Öğretmen lisesi oldu. Halen aktifliği sürmektedir.



Cılavuz Köy Enstitüsü’nde Uygulanan Öğretim Programı

Cılavuz Köy Enstitüsü’nde de diğer enstitülerde olduğu gibi sırasıyla 1943, 1947 ve 1953 Öğretim Programları uygulanmıştır.



1943 Öğretim Programı

Enstitülerde uygulanan ilk öğretim programıdır. Zamanın Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in onayı ile yürürlüğe giren bu program hazırlanırken şu temel ilkelerin dikkate alındığı görülmektedir:

1. Öğrenim süresi beş yıl olan enstitülerde bu sürenin 114 haftası "kültür dersleri"ne, 58 haftası "ziraat dersleri ve çalışmaları"na, 58 haftası "teknik dersler ve çalışmalara" ayrılır.

2. Enstitüler haftalık, aylık, mevsimlik çalışma planlarını, kendi özelliklerine, işlerinin durumuna, öğrencilerin düzeyine ve sayısına, öğretmenlerin özelliklerine, iş araçlarının çeşitliliğine, iş alanlarının genişliğine, hayvanlarının cins ve sayılarına göre düzenler.

3. Enstitüler, öğretim ve uygulama çalışmalarını "kültür", "tarım" ve "teknik" alanlarla ilgili dersleri yarım gün, tam gün veya hafta esasına göre düzenlemekte serbesttirler.

4. Bina, yol, köprü yapımı veya su arkı açılması veya bitirilmesi yahut ekin yapılması veya hasat kaldırılması gibi önemli işler çıktığı zaman bütün çalışmalar o iş üzerinde yoğunlaştırılır. Önceden planlanan ders ve uygulama kayıplarının uygun bir zamanda telafisi yoluna gidilir.

Clavuz Köy Enstitüsü’nün Günlük Çalışma Düzeni

1. Her gün öğleden önce 45 er dakikalık 4 ders veya iş saati, öğleden sonra da yine 45 er dakikalık 4 ders veya iş saati.

2. Her gün iki saatlik etüt ve 45 dakikalık serbest okuma zamanı.

3. 8 veya 8,5 saatlik uyku zamanı.

4. Her sabah 30 dakikalık yoklama, müzik, ulusal oyunlar veya spor zamanı.

Ders alanları: 1943 öğretim programında enstitülerde okutulacak dersler üç kümede toplanmıştır: (a) Kültür dersleri; (b) Ziraat dersleri ve (c) Teknik dersler.



Kültür Dersleri: Türkçe, Tarih, Coğrafya, Yurttaşlık Bilgisi, Matematik, Fizik, Kimya, Tabiat ve Okul Sağlık Bilgisi, Yabancı Dil (Fransızca), El Yazısı, Resim - İş, Beden Eğitimi ve Ulusal oyunlar, Müzik, Askerlik, Ev idaresi ve Çocuk Bakımı, Öğretmenlik Bilgisi, Zirai işletme Ekonomisi, Kooperatifçilik.



Ziraat Dersleri: Tarla Ziraatı; Bahçe Ziraatı, Sanayi Bitkileri Ziraatı ve Zirai Sanatlar, Zooteknik, Kümes Hayvancılığı, Arıcılık



Teknik Dersler: Demircilik ve Nalbantlık, Dülgerlik ve Marangozluk, Yapıcılık, Köy, Ev ve El Sanatları, Makine ve Motor Kullanma. Kız öğrencilerin sayılan bu derslerden yalnız son ikisine devam etmeleri şart koşuluyordu.



Çizelge1
1943 Ders Dağıtım Çizelgesi

DERSLER Hafta
1. Kültür dersleri 114
2. Ziraat dersleri ve çalışmaları 58
3. Teknik dersler ve çalışmalar 58


Öğrenciler ikinci sınıftan itibaren teknik derslerden birine yönelirlerdi. Erkekler okuldan mezun oluncaya kadar demircilik, marangozluk gibi derslerden biriyle, kızlar ise biçki-dikiş gibi derslerle ilgilenirlerdi.

1947’den itibaren 1943 Eğitim Programı değiştirilmiş ve yerine 1947 Eğitim Programı getirilmiştir. 1953 yılında ise 1953 Eğitim Programı kullanılmaya başlanmıştır. 1947 programı ile birlikte sistemin yapısında ve ders işleniş şekillerinde değişiklikler yapılmıştır.



Ziraat Çalışmaları

Köylerde hayat ziraat ve ziraat çalışmalarına dayanmaktadır. Bu geçmişte de böyleydi günümüzde de böyle devam etmektedir. Ağanoğlu da enstitünün kalkınması için ziraat çalışmalarına büyük önem vermiştir. Öncelikle buğday, arpa, patates ziraatı, sebzecilik, hayvan bakımına, arı yetiştirmeye el atmıştır.

Elde edilen ürünler enstitünün ihtiyaçlarına nispeten cevap vermiştir. Üstelik iki yıl askeri birliklere otuz ton kadar patates, ihtiyacın fazlası olarak, satıldı. Damızlık olarak, döner sermaye parası ile satın alınan iyi cins iki kısrak, on beş inekten yavrular alınarak, iyi cins taylar, inekler elde edildi (Ağanoğlu, 1949: 44-45)

Arıcılık, çok dikkat isteyen ve enstitüde kurulması gerekli bulunan bir çalışma konusu idi. Öğrencilerle birlikte şartları elverişli bir yer seçilerek arı evi ve arı kışlağı meydana getirildi. Fenni kovanlar yüz elliye çıkarıldı. 1947 yılında elde edilen ürün diğer yıllara nazaran az olsa da beş yüz kilo kadar bal alma başarıldı.

Enstitüde, ekim ve hasat işleri ise iklim şartlarına göre mayıs ayında başlayıp eylül sonlarında bitmekteydi. Hasat işinin zorluğu ve ağır hava şartlarında dolayı köylü bazen mahsulü kaldıramıyor ve mahsul kar altında kalıyordu. Enstitüde de aynı sıkıntılar yaşanmaması için bir adet biçer-döver makinesi alındı. Böylece harman işleri rahatlatılmış oldu. Üstelik bu olay diğer civar köylere de bir örnek teşkil etti. Biçer-döverin arkasını daha sonra mibzer, at tırmığı, atla çekilen biçme makineleri, jip… gibi araçlar takip etmiştir.







1945 yılında enstitüye 420 inek ve 250 öküz alınmasına dair ihaleler kabul ediliyor. Bu gelişme 1944’te sahip olunan havyan sayısında büyük artış meydana getiriyor. Bunların yanı sıra arıcılıkla da uğraşan Cılavuz, öğrencilerin ve öğretim kadrosunun tamamının yiyecek ihtiyacını buradan karşılamaktadır.



Yeni Binaların Yapımı

Öğrencilerin yardımıyla Rus binalarının yetersiz gelmesi nedeniyle yeni binalara yönelinmiştir. Yetiştirilen yiyecekleri saklamak amacıyla kiler, patates ve lahanaları çürümekten korumak için üç odadan oluşan depo, sinema, ahır ve arılık, su kanalı, santral binası... gibi yapılar öğrenci ve öğretim kadrosunun işbirliğiyle yapılmıştır. Sinema örneğinde de olduğu gibi Cılavuz Köy Enstitüsü bölgede olmayan birçok etkinliğin öncülüğünü yapmıştır. Öğrenciler eğlenmek amacıyla sinema yaptıklarında henüz Kars’ta bile sinema yoktu. İnşaata harcanan masrafların belli kısmı devletten karşılanıyordu. Kars’ta inşaat masraflarına ayrılan bütçe öğretmen evleri dahil olmak üzere 220.000 liradır.(Köy Enstitüleri Kanunu, 1940: 23)



Cılavuz Köy Enstitüsü’nde yeni yapılanlar ile birlikte bulunan binalar; Erkek Yatakhanesi, Kızlar Yatakhanesi, Yemekhane, Banyo, Revir, Terzihane, Marangoz, Fırın, Demirhane, Köy Enstitüsü İdari Bina, Ahır ve Arılık, Elektrik Santrali Binası ve Su Kanalları, Kiler, Patates Deposu, Lojman, Uygulama İlkokulu, Garaj, Şimdiki Anadolu Öğretmen Lisesi Ana Binası.



Elektrik Santrali Yapımı

1943 yılına kadar köyde elektrik yoktu. Herkes aydınlanmak için gaz lambaları kullanmaktaydı. Bu sıkıntıdan kurtulmak için enstitünün fizik öğretmeni Remzi Çakır, Halit Ağanoğlu ile konuşarak köye elektrik santrali yapma fikrini bildirir. Teknik eleman talebinde bulunan Ağanoğlu, bu işten anlayan biri gönderilmeyince, Çakır’ın da verdiği cesaretle santralin kurulmasına karar verir.



Ağanoğlu ve Çakır, birlikte bir sırık, bir şakul, bir saat, bir avuç da saman kullanarak, suyun yüksekliğini, saniyedeki miktarını ölçmeyi başarmışlardır. Yedi buçuk metre yükseklikten en az altı yüz ila bin litre arasında su alınabilecekti. Ki, bu kırk, elli beygirlik bir kuvvet vermiş bulunacaktı. Bu kuvvetle de enstitü bol ve parasız ışığa, radyoya, sinemaya kavuşacak, atölyeler hareket için gerekli olan enerjiyi yine parasız elde etmiş olacaktı.(Ağanoğlu, 1949: 41)



Hesaplamalar tamamlandıktan sonra, 1943 yılının haziran ayından itibaren elli kişilik öğrenci grubu ve başlarında iki öğretmen olarak işe koyulundu. Bir taraftan santralin binası, diğer taraftan da su kanalının açılması ele alınmıştı. Kış aylarının bastırmasına kadar dört ay yüksek tempo ile çalışıldı hatta bazı günler tüm öğrenci ve öğretim kadrosu taş ve kum taşıma seferberliğine girişmişti. Halit Ağanoğlu ve eşinin de bu çetrefilli yolda canla başla çalıştığını, kum taşıdığını kaynaklarda görmek mümkündür. Milli Eğitim Bakanlığının da bu çalışmayı desteklemesi ve malzemeler için gerekli ödeneği çıkarmasıyla 1944 Haziran ayında bina ve kanalın yapımı, türbün, alternatör ve diğer tesisat malzemesinin satın alınması, yerleştirilmesi işlemi dört ay içinde tamamlandı. Toplam sekiz aylık bir çalışma sonrasında 1944 Ekim ayının sonlarına doğru eser provaları da tamamlanarak çalışmaya hazır hale getirildi. Bütün öğrenciler ve öğretmenler santralin ne sonuç vereceğini büyük bir heyecanla bekliyorlardı ki santral çalıştı ve Cılavuz Köy Enstitüsü elektriğine kavuşmuştu.

Bu eser sadece onlarındı. Belki de bu eserle bize vermek istedikleri ders, hayattan istediğimiz şeylere, hazır kavuşmak yerine onlar için mücadele etmek gerektiğidir.



Cılavuz Köy Enstitüsü’nün Kütüphanesi

Calavuz’da okumaya çok önem verilmekteydi. Öğrencilere en az üç kitap okuma şartı koyulmuştu. Bu sebepten enstitüde geniş bir kütüphane kurulmuş ve öğrencilerin orada vakit geçirmelerini sağlamak ve kitaplara karşı duyarlılık kazandırmak amacıyla, araştırma ödevleri veriliyor ve belli sayıda kitap okuma kotaları koyuluyordu. Kütüphanede o zaman ki kitap sayısı tam olarak bilinmemekle beraber şu anda kayıtlarda tam olarak 5653 kitap bulunduğu belirtilmektedir. Kütüphanede farklı konu alanlarındaki kitaplar bölümler şeklinde ayrılmıştır. Bu alanlar arasında; Hikaye ve Roman Kitapları (Türk Klasikleri, Dünya Klasikleri), Eğitim Kitapları, Tarih Kitapları, Coğrafya Kitapları, Sağlık Kitapları, Müracaat Eserler, Psikoloji Kitapları ve Beden Eğitimi ile İlgili Kitaplar mevcuttur. Enstitü kapatıldıktan sonra sırası ile kurulan eğitim kurumlarında faaliyetini sürdürmüştür. Günümüzde ise Kazım Karabekir Anadolu Öğretmen Lisesi’nin öğrencilerine bilgide hizmet etmektedir.



Toplumsal Etkinlikler

Öğrenciler iş eğitimi derslerinde gruplar halinde dersleri yürütüyorlar ve her grubun başında bir sorumlu bulunuyordu. Uygulamalı olarak işlenen dersler, öğrenciler ve öğretmenler arasında etkileşimi artırarak toplumsallaşma yolunda büyük ilerlemeler sağlamaktadır. Ayrıca sinema, tiyatro ve mezuniyet için düzenlenen geceler de sosyalleşmeye büyük katkı sağlamaktadır.



Köy Enstitüleri’nde imece usulü çalışmalara yer verilir, hatta öğrenciler toplu halde başka enstitülerin yardımına da götürülürdü. Cılavuz bu etkinliklerde bir grup öğrencisini Kepirtepe Köy Enstitüsü’nün yapımına yardım amacıyla göndermiştir. Başka bir seferde ise 1941’de 600 dönümlük bir alana kurulmaya başlanan Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne 1946’da 12 tane enstitü yardım amacıyla öğrencilerini göndermiştir. Bu enstitüler arasında Cılavuz da mevcuttur.(Başaran, 2003: 28) Bunun gibi etkinlikler sayesinde farklı kültürler birbiriyle kaynaşıyor ve en önemlisi öğrenciler yardımlaşmanın önemini kavrıyordu.



Sağlık

Cılavuz Köy Enstitüsü’nde öğrenci ve öğretmenler herhangi bir sağlık sorunuyla karşılaştığında, tedavileri enstitü bünyesinde kurulan revirde yapılmaktaydı. Ayrıca bulaşıcı hastalıklardan korunmak için enstitünün sık aralıklarla ilaçlanması sağlanarak, öğrencilerin de temizlik alışkanlığı kazanmasına yönelik çalışmalara başvurulmaktaydı.



Okulda görülen sağlık dersleri ile de bu pekiştirilmekteydi. Öğrenciler hem kendi sağlıklarını korumaya yönelik hem de öğretmen olarak atanacakları köylere sağlık bilgisi verebilecek düzeyde eğitim almaktaydılar. Aynı zamanda öğrenciler bu derslerde uzman kişiler tarafından (revir doktoru) teorik ve uygulamalı ilkyardım dersleri almaktaydılar. Köylüye yetecek derecede alınan ilkyardım eğitimiyle riskli doğumlardan tutun her türlü yaralanmalara kadar müdahale edilebilmekteydi.



Spor

Cılavuz Köy Enstitüsü’nde verilen eğitimde spora da büyük önem gösterilirdi. Her sabah 45dk sabah sporu yapılır veya folklorik oyunlar oynanırdı. Her enstitü bulunduğu bölgeye uygun sporlarla meşgul olurdu.

Cılavuz, iklim şartları bakımından daha çok sporları üzerinde durmuştur. 25 çift kayak temin edilerek, programlı olarak öğrencilerin kayakta yetişmelerine çalışılmıştır. Sabahları yarımşar saatlik zamanlarda ulusal oyunlarda, müzik ve sporda öğrenciler çalıştırılmıştır. Elverişli mevsimlerde voleybol, eltopu, güreş ve futbol sporları ele alınmış, sınıflar arası yarışmalar düzenlenmiş ve enstitü birincilikleri sonuçlandırılarak, öğrencilerin spor yetenekleri geliştirilmiştir.

19 Mayıs Spor Bayramında 500 öğrenci ile Kars’ta ulusal oyun gösterileri yapılmıştır. Enstitüde yetkili öğretmen olmadığı halde bu çalışmalar, kültür ve sanat öğretmenleri tarafından yürütülmüş ve başarılmıştır.

Oyun yerleri yeterli olmadığından 4 voleybol sahası yaptırılmış, gerekli spor malzemesi sağlanarak öğrencilerin sporda yetişmelerine geçilmiştir.(Köy Enstitüleri Spor Yarışması,1948.)



Disiplin

Cılvuz Köy Enstitüsü, yönetimde, iş bölümlerine ayrılmada, kız-erkek öğrenciler arasındaki ilişkilerde, derslerin işlenişinde, öğrenci öğretmen ilişkilerinde sağlam bir disiplin anlayışı temelleriyle kurulmuştur. Disiplin kavramıyla ifade edilen katılığın yanı sıra düzen içerisinde sistemli çalışmadır.



Disiplinli eğitimin yanında demokratik bir eğitimi de ilke edinen Cılavuz, öğrencilere de karşılaştıkları adaletsiz ve disiplinsiz davranışları eleştirme hakkı tanınmaktadır. Öğrenci bu eleştiriyi sadece öğrenci arkadaşlarına değil, öğretmenlerine ve hatta enstitünün müdürüne karşı bile yapma hakkına sahipti. Her hafta cumartesi günü öğrenciler bir başkan eşliğinde meydanda toplanarak o haftanın değerlendirmesini yaparlar ve sorgulanması gereken biri varsa onu kürsüye çıkararak o kişiye karşı olan şikayetleri dile getiriyorlardı. 1947’de Halit Ağanoğlu, Cılavuz’dan ayrılınca yerine atanan Nazım Esen çalışmalarda daha pasif ve zayıf otoriteye sahip olması sebebiyle disiplinde bozulmalar yaşanmaya başlamıştır.



İsmet İnönü Cılavuz Köy Enstitüsü’nde

II. Dünya Savaşından Sonra Rusların, Kars ve Ardahan’ı istemeleri üzerine dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Kars’a gitti ve orada nutuk konuşması yaptı. Kars gezisi sırasında Cılavuz Köy Enstitüsü’ne de uğramayı ihmal etmemiştir ve gezi anılarını mektup yazarak eşiyle paylaşmıştır.

24 Eylül 1943 Cuma Kars Cılavuz Köy Enstitüsü: İsmet Paşa’nın, Cılavuz’da çocuklar tarafından doğum gününün kutlanması üzerine, duygularını paylaşmak için eşine yazdığı mektubun bir kısmı;

“… Senin doğum yıl dönüm günü Erzurum’dan Sarıkamış’a ve Kars’a geldim. Benimkini de hududa yakın Cılavuz Köy Enstitüsü’nde geçirdim. Çocuklardan biri bütün arkadaşları namına benim günümü kutladı. Çok sevindim. Bu kadar sevdiğim ve çalıştığım enstitülerin birinde bayram yaptım. Her ikimizin günü hatırladım…” (Kut, 2003: 191-192) .



Cılavuz Köy Enstitüsü’nün Kapatılması

Cılavuz Köy Enstitüsü’nün kapatılmasının nedenleri genel olarak tüm enstitülere gösterilen nedenlerle aynıdır. Orada okutulan öğrencilerin komünist olarak yetiştirildiği, kız -erkek öğrenciler arasında uygunsuz münasebetlerin yaşandığına dair ve buna benzer birtakım iddialar ortaya atılmıştır. Ayrıca Cılavuz’da bir kız öğrencinin intihar etmesi de bu söylentileri çıkaranların ekmeğine yağ sürmüştür.



Bu gelişmelerden sonra İsmail Hakkı Tonguç, enstitülerle ilgili yapılan iftiralara karşılık görevini tam olarak yerine getirmek için bazı enstitülerden vesikalar istemiştir. Bu enstitüler arasında Cılavuz Köy Enstitüsü de mevcuttur. Tonguç’un Ağanoğlu’ndan beklediği isteklerden bazıları;

Öğrencilerden 5 çocuğun kendi el yazılarıyla yazılmış serbest tahrir vazifeleri, bunlardan iki tanesi şiir de olabilir.
Enstitü 3. ve 4. sınıflardan bir şubenin soyadlarıyla birlikte serbest okudukları kitapların adlarını gösteren bir çizelge.
Enstitü öğretmenlerinden güvenilir bir arkadaşın bizzat bir haftalık hayatının nasıl geçtiğini, dört daktilo sayfasını geçmemek üzere yazması.
Senin mezunlarına yazdığın mektuplardan iki mektup veya örneği
Mezunlardan sizlere gelen 3- 5 mektup veya örneği.

(Tonguç, 1999: 177 )

Enstitüleri aklamak amacıyla yapılan uğraşlara rağmen enstitüler, kapatılmaktan kurtarılamamıştır. İlk önce karma eğitimden vazgeçilerek kız öğrenciler İzmir’de toplanmış ve eğitimlerine orada devam edilmiştir. Arkasından 27 Ocak 1954'de Türkiye genelinde kurulan tüm Köy Enstitüleri’ne verilen kapatılma kararı ile Cılavuz Köy Enstitüsü de kapatılmıştır.



4 Şubat 1954’te yayınlanan 6234 sayılı kanunla, Köy Enstitüleri, tümüyle geleneksel ilk öğretmen okullarıyla birleştirilmiştir.

1952-1953 Eğitim-Öğretim sezonunda 5 yıllık köy enstitüsünün yerini 5 yıllık öğretmen okulu almış ve böylece Cılavuz Öğretmen Lisesi olarak isim değişikliği olmuştur. 1954-55 yıllarında eğitim öğretim süresinde değişiklik olmuş, 1953-56 yıllarında 5 yıllık eğitim süresi 6 yıla çıkarılmıştır. 1972-73 eğitim sezonunda tekrar eğitim süresinde değişiklik yapılmış ve 1973-74 Eğitim-Öğretim döneminde 7 yıllık öğretmen okulu haline gelmiştir. Bu durum ise 1975-76 yıllarına kadar devam etmiştir.



Kuruluşunda 1976yılına kadar okul bütün ihtiyaçlarını kendi karşılamıştır. Ekmek, konserve, patates, süt, yoğurt, et…vb. Ayrıca devrin büyük faaliyetlerinden olan okul sineması da o zamana kadar faal durumdadır. 1970’li yıllarda tüm yurtta olduğu gibi Cılavuz’da da siyasi sorunlardan dolayı sinemanın kaldırılmasına sebep olmuştur.



Devrin müdürleri bu faaliyetlerle uğraşmaktansa her türlü ihtiyaçlarını esnaftan karşılamayı tercih etmiştir. 1976’da Çatak yöresinde meydana gelen deprem de bu faaliyetlerin sürdürülmesine engel olmuştur. Depremden dolayı okula ait çayırlar elinden alınarak, arazinin bir bölümüne dermem zedeler için konut yapılmıştır.



1975-76 yılına kadar öğretmen okulundan mezun olan herkes öğretmen olmuştur. Fakat bu tarihten sonra okul tamamen ortadan kaldırılmış ve 1976-77 öğretim yılından itibaren 6 yıllık öğretmen lisesi açılmıştır. 1989-90 Eğitim-Öğretim döneminde öğretmen lisesi ortadan kaldırılmış ve yerine 4 yıllık Anadolu Öğretmen Lisesi açılmıştır. Halen Kazım Karabekir Anadolu Öğretmen Lisesi olarak faaliyet göstermektedir.



Günümüzde Türkiye’nin ilk köy enstitülerinden olan Cılavuz Köy Enstitüsü’ne ait binalar kaderine terk edildi. Enstitüye bağlı birçok binanın çatısı ve duvarları dökülmüş durumda. 2008 yılında Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği (YKKED) Kars Şubesi, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Kars Şubesi, Kars ve Ardahan da enstitüye ait binaların, Kafkas Üniversitesi’ne devredilerek yeniden kullanılması için girişim başlattı( Güneysu, 2008). Ancak verilen uğraşlara rağmen üniversite tarafından henüz böyle bir çalışma başlatılmamıştır.



Cılavuz Köy Enstitüsünün Bazı Mezunları

Enstitü’den, Dursun Akçam ve Ümit Kaftancıoğlu gibi isimler başta olmak üzere, pek çok sanatçı, eğitimci, yazar ve bilim adamı yetişti. Enstitü’den 1951’e dek toplam 989 öğrenci mezun oldu. Aşağıda kimi Cılavuz Köy Enstitüsü Mezununun kısa hayat öyküleri verilmiştir.



Rasim Bakırcıoğlu; 1937 yılının Mart ayında Ardanuç’un Aşağı Irmaklar köyünde dünyaya geldi. 1951–1952 yılında Cılavuz Köy Enstitüsü’ne, enstitünün sınavlarını geçerek başlamıştır. Yüksek öğrenimini, İstanbul Eğitim Enstitüsü Pedagoji (Eğitim) bölümünde, türlü nedenlerle ancak, yedi yıllık ilkokul öğretmenliğimden sonra gerçekleştirebildi. Melek hayatı süresince kitaplar yayımladı. İlk kitabı “Ruh Sağlığı ve Rehberlik” tir.
Emekliliğimin ilk on üç yılına, şimdiki adıyla Özgün Medya’nın genç patronu el koydu. Orada, Genel Yayın Yönetmeni, yazar ve editör olarak çalışıp iki ilkokul ünite dergisi ile birçok kitap üretti. Aynı yayınevine Güner Yalçın’la birlikte İlkokul Türkçe ders kitapları yazdı. Ayrıca ilkokulun her sınıfı için “Türkçe Dilbilgisi” kitapları, “Okullarda Anılan ve Kutlanan Belirli Gün ve Haftalar” ile “Yazım Kılavuzu”nu hazırladı.



Hasan Yılmaz; 1925 yılında Sirya’da doğdu. 1941- 42 yılında Cılavuz Köy Enstitüsüne başladı ve 1947 yılında öğretmen olarak atandı.



Mehmet Koç; 16 Nisan 1936 yılında Artvin’in Yukarı Hod (şimdiki adı Yukarı Maden) köyünde doğdu. İlkokulu köyünde okuduktan sonra Cilavuz Köy Enstitüsünü bitirdi.34 yıl Türkiye’nin çeşitli yerlerinde öğretmenlik yaptıktan sonra 1985 yılında emekli oldu.1955 yılından bu yana toparlamaya başladığı yöresinin aşıklarına ilişkin bilgileri, notları, araştırmaları vs. »Hodlu Halk Ozanları ve Kalem Şueraları« adıyla yayımladı. Aydın’da öldü ve orada toprağa verildi.



Dursun Akçam; Resmi kayıtlarda 1930 olarak geçmekle birlikte, yaşıtı olan ve kaydı zamanında yapılan memur çocuklarıyla karşılaştırıldığında, 1927 yılında, anasının bile tam anımsayamadığı bir günde yoksul bir köylü çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokuldan sonra, 1945 yılında girdiği Cılavuz Köy Enstitüsü'nü 1950 yılında bitirmiştir. Cılavuz Köy Enstitüsü'nde iken tanıştığı, Dikan Köyü öğretmeni Perihan Akıncı ile yaşamını birleştirmiştir. Kağızman'ın Oluklu Köyü'nde, kendi köyü Ölçek'te öğretmenlik yaptıktan sonra 1956 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nü kazanarak burada eğitimini sürdürmüştür. Gazi Eğitim çıkışından sonra Ardahan Ortaokulu'nda Türkçe öğretmenliği yapmış, arkasından yedek subay olarak askerliğini tamamlamıştır. 1960 yılında Keskin Ortaokulu Türkçe öğretmenliği ve müdür yardımcılığına atanan Dursun Akçam daha sonra Kırıkkale Lisesi'nde Türkçe- Edebiyat öğretmeni ve müdür yardımcılığı görevlerine gelmiştir. 1964 yılında da Ankara Demirlibahçe Ortaokulu Müdürlüğü'ne geçmiştir. 1963 yılında yazdığı "Analar ve Çocuklar" adlı röportajla Milliyet gazetesinin "En Önemli Yurt Gerçekleri" başlıklı yarışmasında birinci olmuş, Ali Naci Karacan Armağanı almıştır. 19 Eylül 2003 tarihinde akciğer kanseri nedeniyle yaşamdan ayrılmıştır.



Yayınlanmış Yapıtları: “Analar ve Çocuklar” (Karacan Armağanı), “Maral”, “Haley” (1967 Altın Portakal Ödülü), “Kanlıderenin Kurtları” (1976 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü), “Kan Çiçekleri” (Röportaj-Oyun), “Taş Çorbası”, “Altta Kalanlar”, “Ölü Ekmeği”, “Kafkas Kızı”, “Sevdam Ürktü”, “Generaller Birleşin”, “Öğretmeni Kim Öptü”, “Ucu Ucuna Yaşam”, “Alaman Ocağı”, “Dağların Sultanı”, “Kafdağı’nın Ardı” (Yağcı, Ö.).



Ümit Kaftancıoğlu; Asıl adı GARİP TATAR olan Ümit Kaftancıoğlu,1935 yılında Ardahan'ın Hanak ilçesine bağlı Koyunpınar(eski adı Saskara) köyünde doğdu. İlkokulu köy okulunda bitirdikten sonra Cılavuz Köy Enstitüsü'ne girmek için yıllarca uğraştı ve sonunda başardı. 1957 yılında Cılavuz Köy Enstitüsü'nü bitirdikten sonra Mardin'in Derik ilçesinde ilkokul öğretmeni olarak görevine başladı. Daha sonra Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü bitirip bir süre Türkçe öğretmenliği yaptı. Yedeksubay olarak görev yaptığı askerlik dönüşü, TRT'nin açtığı sınavı kazanarak, Köy Yayınları bölümünde göreve başladı. TRT İstanbul Radyosu'nda 'Av Bizim Avlak Bizim', 'Dilden Dile' ve Yurdun Dört Bucağından gibi programlarla halk kültürünü, halk âşıklarını, halkın eksiğini ve sıkıntılarını mikrofona taşıdı. Anadolu'yu gezerek derlemelerle halkın sözlü yazınını ve halk türkülerini yazıya döktü. Evreşe Yolları Dar ve Yüksek Yüksek Tepeler Ev Kurmasınlar adlı türküler, Kaftancıoğlu'nun derlemeleri arasındadır. “Dönemeç” adlı hikayesiyle 1970 TRT Başarı Ödülü'nü, Çocuk ve Kent adlı hikayesiyle Başkent Ödülü'nü aldı. Eserlerinde folklorik malzemeler kullanmıştır. 11 Nisan 1980 yılında siyasi bir cinayete kurban gitti..



Eserleri; Dönemeç (Öykü) 1972, Hakullah (Röportaj) 1972. Yelatan (Roman) 1972, Tek Atlı Tekin Olmaz (Türk Halk Masalları) 1973, Tüfekliler (Roman) 1974 (Yeni Basım Yalın Ses Yayınları- 2006), Köroğlu Kolları (Halk Destanları) 1974, Çarpana (Öykü) 1975, İstanbul Allak Bullak (Öykü) 1983

Çocuk Kitapları; Kekeme Tavşan (1974) (Yeni Basım Yalın Ses Yayınları-2006), Çizmelerim Keçeden (1979), Altın Ekin (1979), Dört Boynuzlu Koç (1979), Kan Kardeşim Doru Tay (1979), Hızır Paşa (1980), Çoban Geçmez (1980) (Yeni Basım Yalın Ses Yayınları-2006), Şülgür Deresi (1981),Salih Bey (1981)



Cılavuz Köy Enstitüsünden Mezun Olan Bazı Öğretmenlerin Enstitüsüdeki Anıları



Amaç

Cılavuz Köy Enstitüsü’nün tarihi ve mezun olan öğretmenlerin Cılavuz Köy Enstitüsü hakkındaki anılarını ortaya koymaktır. Bu soruya cevap bulmak için Enstitüden mezun olan eski öğrencilerle görüşülmüş ve hatıraları derlenmiştir. Görüşülen kişilere şu sorular sorulmuştur:

Cılavuz Köy Enstitüsü’ne nasıl başladınız?
Cılavuz Köy Enstitüsü’nde Nasıl Bir Eğitim Görüyordunuz?
Hem uygulama hem de kültür derslerini bir arada nasıl yürütüyordunuz, ne kadar zamana sığdırıyordunuz?
Sizce toplumun enstitüye bakışı nasıldı? Halk, enstitünün işleyişi hakkında ne düşünüyordu?
Öğrenci meclisinde düşünceler nasıl dile getiriliyordu?
Cılavuz Köy Enstitüsü’nde bir kız öğrenci eğitimi sırasında intihar etmiş, olay hakkında bildiklerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Eğitiminiz sırasında, öğretmenlerin size karşı muamelesi ve dönemin disiplin şartları nasıldı?
Bir günlük programınız ve sınav sisteminiz hakkında biraz bilgi verir misiniz?
II. Dünya Savaşı sırasında Cılavuz Köy Enstitüsü’nde neler yaşadınız?
Cılavuz Köy Enstitüsü’nde öğrenciler tarafından yapılan faaliyetlerden bir kaçını bizimle paylaşır mısınız?
Enstitü’den mezun olunca, atandığınız köyde neler yaptınız ve köylü tarafından nasıl bir muamele ile karşılaştınız?
Sizce bu kadar başarı gösteren bir kurum neden bu kadar kısa sürede kapatıldı?
Cılavuz Köy Enstitüsü’nde yaşadığınız ilginç bir anınızı bizimle paylaşmak ister misiniz?



Yöntem

Araştırma, tarama araştırması ve yapılandırılmamış görüşme yöntemi ile gerçekleşmiştir. Görüşme sırasında ses kayıt cihazı ve fotoğraf makinesi kullanılmıştır.



Araştırma Bulguları

Araştırma sırasında Cılavuz Köy Enstitüsü’nden mezun olan iki öğretmen ile yapılandırılmamış görüşme gerçekleştirilmiştir. Öğretmenlere enstitü hakkında sorulan sorular ile Cılavuz Köy Enstitüsü hakkında çeşitli bilgilere ulaşılmıştır.



Nurettin Koçer İle Yapılan Söyleşi

SORU: Hocam öncelikle kendinizi bize tanıtır mısınız?

CEVAP: Adım, Nurettin Koçer. 1948-1949 Cılavuz Köy Enstitüsü mezunuyum. Kars’ın Ani Köyü’ne okul müdürü olarak atandım. 11 yıl görev yaptıktan sonra Kars merkeze atandım. Emekliliğimde aktif olarak siyasette bulundum, CHP Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüttüm, belediyenin çeşitli bölümlerinde görev aldıktan sonra ticarete atıldım.

SORU: Cılavuz Köy Enstitüsü’ne nasıl başladınız?

CEVAP: O dönemde ailelerimiz bilinçli değildi. Beni enstitüye girmem konusunda ilkokul öğretmenim Kemal Aydın teşvik etti. Köyde okul olmadığı için ilkokulu köyüme 3km uzaktaki Arpaçay Kasabası’nda okudum. Derslerdeki başarımdan dolayı Kemal öğretmenim, benim Cılavuz Köy Enstitüsü’nde okumamın daha iyi olacağını söyledi; ama Köy Enstitüleri’ne alınma şartlarından biri köy ilkokulundan mezun olmaktı. Bu sebeple öğretmenim kaydımı Tomar Köyü’ne aldırttı. İlkokul bitince enstitüye girmek için seçmelere tabi tutulduk. Seçmelere 18 kişi girmiştik, 3 kişi kazandık. 24 Nisan 1943’te kayıt yaptırdık. Dönemin yarısında girdiğimiz için bizi hazırlık sınıfından başlattılar. Ertesi yıl 1. sınıftan devam ettik.

SORU: Cılavuz Köy Enstitüsü’nde Nasıl Bir Eğitim Görüyordunuz?

CEVAP: Orada, yaşamla iç içe olan bir eğitim görüyorduk. Yaşam deneyimli, kültürlü, birlik, beraberlik, kardeşlik içerisinde, insanları birbirine yaklaştıran bir eğitim sistemi vardı. Programda sanat dersleri vardı. Haftada bir gün her öğrenci kendi yapısına uygun sanat kollarına ayrılarak sanat dersi alırdı. Ardından kültür dersleri görürdük. Uygulama derslerinde ise önce teoriğini görür sonra uygulamasına geçerdik. Örneğin dokumacılıkla ilgili teorik olarak bir konu işlenir ardından atölye veya dokuma fabrikasına gidilirdi. Uygulama birebir yapılırdı. Her branşın bir hocası vardı ve öğretmen uygulamayı gösterir, öğrenci de aynısını yapmaya çalışırdı. Sizin anlayacağınız orda hem ders işliyor hem de hayatı öğreniyorduk. Üstelik kendi ihtiyaçlarımızı da kendimiz karşılayabiliyorduk. Örneğin; sütümüzü, peynirimizi, balımızı, sebzemizi… vb. kendimiz elde ediyorduk. Devlet bize sadece elbise veya elbise parası verirdi. Diğer ihtiyaçları okulun kendisi karşılardı.

Ayrıca disiplinli bir eğitim sistemi vardı. Her dersi vermek sınavından geçmek şarttı. Mesela öğrenci 1. sınıfta bir dersten kalmış ve 5. sınıfta da aynı dersten kalıyorsa çocuğun okulla ilişkisi kesiliyordu.

Bunların yanı sıra Cılvuz Köy Enstitüsü’nde, bize insanları sevmeyi, kardeşliği, birlik ve beraberliği öğrettiler. Bölgenin her yerinden her türlü öğrenci geliyordu. Biz ayrımcılık nedir bilmezdik. Eğitim sisteminde de kültürlerimizi birbirlerimize yaymak vardı. Mesela, biz Kepirtepe’ye gittiğimizde, onlar kendi folklörlerini bize biz de onlara öğrettik.

SORU: Hem uygulama hem de kültür derslerini bir arada nasıl yürütüyordunuz, ne kadar zamana sığdırıyordunuz?

CEVAP: Dersler programa uygun yürütülürdü. Haftada 5 gün kültür dersleri işlenir, uygulama dersleri ise kültür derslerinden sonra alınırdı. Uygulama derslerinde uygulama yapıldıktan sonra o dersin kritiği yapılırdı. Nerede hata yapıldı? Neresi eksikti şeklinde sorularla öğrencilerin dikkati ölçülür ve karara bağlanırdı. Size bir günün programını söyleyecek olursak; sabah kalkılır, kahvaltıdan önce 45dk spor yapılır, daha sonra kahvaltıya geçilirdi. Kahvaltıdan sonra mütalaa yani şimdiki etüt çalışmasını yapardık. Genelde öğleden önce kültür dersleri, öğleden sonra ise uygulama dersleri yapılırdı. Öğrenciler kollara ayrılarak o işi yapar ve saat 5’te ders biterdi. Benim alanım dokumacılıktı. Bizim grupta 20 kız, 8 erkek vardı.

SORU: Sizce toplumun enstitüye bakışı nasıldı? Halk enstitünün işleyişi hakkında ne düşünüyordu?

CEVAP: Toplumun enstitüye karşı olumsuz bir düşüncesi olduğunu sanmıyorum. Herkes çocuğunu enstitüye göndermeye çalışıyordu. Eğer halk memnun olmasaydı kendi elleriyle çocuklarını oraya getirmezlerdi diye düşünüyorum.

SORU: Öğrenci meclisinde düşünceler nasıl dile getiriliyordu?

CEVAP: Her cumartesi günü bir öğrenci başkanı seçilirdi. Onu da öğrenci seçerdi. O öğrenci o gün nöbetçi öğretmene erzaklar çıkarmada, derse giriş çıkışları yazmada, bunun gibi çeşitli işlerde yardım ederdi. Hafta sonu geldiğinde o yapılan işlerin ve derslerin işlenişinin kritiği yapılırdı. Orda sadece öğrenciler değil; müdür ve öğretmenler ve müdür bey de eleştirilirdi. Okul müdürü de çok sert bir adamdı. Kimse karşısında konuşamazdı. O kadar otoriter bir adamdı. Buna rağmen, eleştirebilirdik. Mesela, müdür sabah sporuna on dakika geç geldi, diyelim. Bu doğru değildi, öğrencinin tam zamanında başında olacaktı. Öğrenci bunun hesabını rahatlıkla sorabilirdi.

SORU: Sizce bu kadar başarı gösteren bir kurum neden bu kadar kısa sürede kapatıldı?

CEVAP: O zamanda ağalık sistemi çok yaygındı. Topraklar tek bir kişinin elinde bulunuyor, köylüler ise onlar için çalışan birer ırgattı. Köy Enstitüleri’nin kurulması ile birlikte, köylü öğretmeni gördü, okur-yazar oldu. Bununla birlikte haksızlıklara karşı mücadele etmeyi öğrendi. Kısacası köylü, gerçek değerini anlamaya ve uyanmaya başlayacak, hakkını arayacak endişesine kapıldılar. Baktılar ki köylü kontrolden çıkacak, toprakları da ellerinden alacak, ne yapalım iftira ve çeşitli karalamalar ile kapattıralım dediler.

II. Dünya Savaşı Sırasında dedikodular patlak verdi. Efendim yok kız- erkek beraber okuyor diye. Beraber okuyorduk ama kızlar laf atma, takılma… vb. öyle şeyler olmazdı. Zaten yemekhanede ayrı oturup yiyorduk, yatakhanelerimiz ayrıydı. Biz, tek sınıflarda birlikte ders dinlerdik orda da kardeş gibiydik.

SORU: Cılavuz Köy Enstitüsü’nde bir kız örenci eğitimi sırasında intihar etmiş, olay hakkında bildiklerinizi bizimle paylaşır mısınız?

CEVAP: Evet, intihar eden arkadaş, bizden küçüktü. Olayın gerçekleştiği dönemde biz mezun olmuştuk. Olayın tecavüz olayı olduğuna dair dedikodular çıktı; ama olay, tecavüz olayı falan değil. Enstitüde, kızla bir çocuk birbirlerini sevmişler, çocuk mezun olduktan sonra çalıştığı yerde bir başkası ile evlenmiş. Kız da bunu kendine yedirememiş ve santralin havuzuna atlamış. Yazılanlar çizilenler tamamen yanlıştır. Sırf enstitüleri kapatmak için bahaneler arıyorlardı.

SORU: II. Dünya Savaşı sırasında Cılavuz Köy Enstitüsü’nde neler yaşadınız?

CEVAP: Çok sıkıntılı bir dönemdi. Devlet ödenek göndermiyordu. Sadece bir tek elbise gönderiyordu. Bir pantolon ve bir ceket, o şekilde idare ederdik. Bir ekmeği 10 kişi paylaşıyorduk. Zaten enstitülerle ilgili dedikodular da o dönemlerde başlamıştı.

SORU: Cılavuz Köy Enstitüsü’nde öğrenciler tarafından yapılan faaliyetlerden bir kaçını bizimle paylaşır mısınız?

CEVAP: Köyde elektrik yoktu. Gaz lambaları kullanıyorduk. Fizik Öğretmenimiz Remzi Çakır’ın, Sarıkamışlı, santral kurmakla ilgili düşünceleri vardı. Bu düşüncelerini Halit Ağanoğlu’na anlatmış. Susuz şelalesinden oraya su getirdik. Kanallar açtık. Müdür bey bile sırtında kum taşıdı. Müdürün hanımı yardım etti. Santrali öretmen kurdu. Üstelik hiçbir uzman yardımı almadan kurdu. Çalışmalar tamamlanınca, santrali çalıştırdık. Birden, santral elektriği verince Cılavuz yandı. Öğrenci gücüyle yapıldı o santral. Su gücüyle elektrik ürettik. Su kanallarına düşürülen su, santralin havuzuna dökülüyor, oradan da dinamoyu çalıştırıyordu.

Başka bir seferde ise Savaştepe Köy Enstitüsü ekibi ile birlikte Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne yaptık. Savaştepe’den tuğla getirerek yapmıştık. Şu anda hala duruyor. Mükafat olarak, ülke genelindeki diğer enstitüleri gezmeye götürdüler bizi.

SORU: Enstitü’den mezun olunca, atandığınız köyde neler yaptınız ve köylü tarafından nasıl bir muamele ile karşılaştınız?

CEVAP: Ben mezun olduğumda17 yaşında idim. Atanabilmem için yaşımı mahkeme kararı ile büyüttük. İlk atandığım köy, Kars’ın Ani Köyü idi. Okulun sadece binası vardı. İçi bomboştu. Enstitü’de marangozluk öğrendiğim için az çok anlıyordum. Köyden de Nazım Usta adında birinin yardımı ile tahtaları uzatarak sıra ve oturma yerleri yaptık. Daha sonra okulun bahçe duvarlarını imece usulüyle yaptık. 5km’den okulun bahçesine su getirdik. Ağaçlar diktik, okul cennet oldu.

Köylü ilk önce: “Bu Öğretmen değil, köye öğretmen diye marangoz göndermişler” dedi. Bu benim lehime olan bir şeydi. Köylü bana çok saygı duyuyordu. Her türlü ihtiyacımı karşılıyorlardı. Köyde öğretmen devleti temsil eden biri gibi görülüyordu. O kadar el üstünde tutuyorlardı ki beni, köye Vali Bey geldi. Öğretmen gelmeden yemek vermediler. Vali Bey dedi ki: “ Hocam nerdesin? Acımızdan öleceğiz. Sen gelmeden yemek vermedi bunlar.” Yani öğretmene o derece saygı ve sevgi vardı.

SORU: Cılavuz Köy Enstitüsü’nde yaşadığınız ilginç bir anınızı bizimle paylaşmak ister misiniz?

CEVAP: Atandığım köyde yaşadığım bir olayı, sizinle paylaşmak istiyorum. Köyde 60- 65 yaşlarında bir kadın ile yine aynı yaşlarda bir adam önceden birbirlerini seviyorlarmış ama evlenememişler. Adam kadını unutamamış ve onca yıl sonra yine peşine düşmüş. Bir gün oturuyoruz, bir haber geldi. Asiye’ yi Halit Ağa kaçırmış diye. 60 yaşındaki kadını kaçırmış. Şikayet falan ettiler. Araya husumet girdi. Arpaçay merkezden oranın ileri gelenleri falan geldiler; ama bunları barıştıramadılar. Muhtar dedi: “Hocam, bunları ancak sen barıştırırsın.” Neyse biz araya girdik. Adama 80- 90 tane koyunu ver gitsin dedim. Zengin bir aileydi. 600- 700 tane koyunu vardı. Sürüyü getirdiler, yerde bir sopa vardı. Sapayı sürüye attım sürünün 70- 80 tanesi bir tarafa diğerleri başka tarafa kaçtı. Kız tarafına “Al götür, bunlar sizin” dedim. O şekilde barıştılar



Şahmet Bilgir İle Yapılan Söyleşi

SORU: Kendinizi bize tanıtır mısınız?

CEVAP: Şahmet Bilgir. 1952’de Cılavuz Köy Enstitüsü’nden mezun oldum. 46 yıl öğretmenlik yaptım. Bunun 34 yılında okul müdürlüğü görevinde idim. En son görevim, Fevzi Paşa İlköğretim Okulu’nda müdürlük idi. 15 Temmuz 1998’de aynı okuldan emekli oldum.

SORU: Cılavuz Köy Enstitüsü’ne nasıl başladınız?

CEVAP: Benim ailem okumayı severdi. Zaten Cılavuz’un en yakın bir köyü olan, İncesu Köyü’nde yaşıyorduk. Bizim öğretmenimiz de Köy enstitüsü mezunu idi. 1947’de Köy İlköğretim Okulu’nu bitirince Cılavuz’a başvurdum. Oraya sınavla öğrenci alıyorlardı. Ekimin birinde sınava tabi tutulduk. 95 kişiden 5 kişi seçtiler. Toplam 230 kişi alındı. Bunların arasında ben de vardım. Ekimin 15’inde bizi tekrar sınava tabi tuttular. Kazananları birinci sınıftan kazanamayanları ise hazırlık sınıfından başlattılar. Ben birinci sınıftan başlamıştım.

SORU: Eğitiminiz sırasında, öğretmenlerin size karşı muamelesi ve dönemin disiplin şartları nasıldı?

CEVAP: Benim zamanımda ilk önce müdür, Nazım Esen’di. Ondan sonra Tevfik Yavuzer geldi. Disiplin yerindeydi. Okulun çevresi tel örgü ile kaplıydı. Dışarısı ile irtibatımız pek yoktu. Öğretmenler ise bize son derece ilgili davranıyorlardı.

SORU: Bir günlük programınız ve sınav sisteminiz hakkında biraz bilgi verir misiniz?

CEVAP: Sabah 6:00’da kalkar, 6:30’da mütalaaya girerdik. 7:30’a kadar sürerdi. Mütalaada o günkü ders hazırlığı yapılırdı. 8:00’da kahvaltı yapılır. 8:30’da ders başlardı. Saat 12:00’a kadar 4 saat ders vardı. 12’de öğle yemeği olur ve her sınıf sırasıyla yerdi. Yeri gelmişken söyleyeyim, herkes kendinden üst sınıflara ağabey, abla demek zorundaydı. Onlar da bizi kardeşi gibi korurlardı. 13:00’da tekrar ders başlardı. Saat 17:00’a kadar sürerdi. Genelde öğleden sonra sanat veya uygulama dersleri olurdu. 17:00’da 5dk tenefüsten sonra tekrar 45dk mütalaa olur ve 18:30 gibi yemek yenirdi. 19:00’da gece mütalaası ve sonra 20:30’da yatılırdı.

Sınav sistemine gelince teorik ve uygulama sınavları ayrı oluyordu. Teorik sınavlarda, her dersin bir sınıfta komisyonu vardı. Numara sırasına göre öğrenci çağırılırdı. İçeri girince bir kap içerisinde daha önceden hazırlanmış olan sorulardan 3 tane çekerdi. O sırada bir başka arkadaş sınava tabi tutuluyor ve diğer öğrenci oturup onu dinliyordu. Bir taraftan da sorularını mütalaa ediyordu. Komisyon karşısına geçince soruların birini atıyor ve diğer iki sorudan sınava tabi tutuluyordu. Sınav sözlü oluyordu ve öğrenciden iki sorunun cevabını anlatması isteniyor ve neticesinde ona göre not alıyordu.

Uygulama sınavlarında ise, uygulamaya gidip döndüğümüz zaman, o dersin psikoloji öğretmeni, özel öğretim metodu öğretmeni bir de pedagoji öğretmeni tarafında sınava tabi tutuluyorduk. Bir de uygulamaya gidilen okulun verdiği puana göre değerlendiriliyorduk.

SORU: 17 yaşınızda öğretmen oldunuz. Gittiğiniz köyde nasıl karşılandınız ve nasıl muamele gördünüz?

CEVAP: O zamanlar öğretmen, köyde en sevilen kişiydi. Vatandaş çocuğunu getirir, eti senin kemiği benim misali, eskiden kalma bir sözle yeter ki benim çocuğum okusun, yetişsin diye her şeyiyle yardım ederdi. Halkın, öğretmeni devleti temsil eden bir kişi olarak görmesi saygıyı ve sevgiyi getiriyordu. Yakacağımdan tutun her türlü ihtiyacımı köylü karşılıyordu. Biz öyle yetişmiştik ki; köylünün dinine, örfüne, adetine ters hareket asla olmazdı. Köylüyü zaman zaman geliştirme imkanı bulurduk. Ama onlara uymaya çalışırdık. Vatandaş da ölüsünde, hastalığında, cenazesinde ilk bizi çağırırdı.

SORU: Cılavuz Köy Enstitüsü’nde bir kız örenci eğitimi sırasında intihar etmiş, olay hakkında bildiklerinizi bizimle paylaşır mısınız?

CEVAP: Evet, bir ablamız vardı. O kızımız enstitüden bir çocuğu sevmiş. Çocuk mezun olunca başkasıyla evlenmiş. Dedikodulara dayanamayan kız kendisini santralin havuzuna atarak intihar etti. O zaman tabi savcılık geldi. Muayene falan ettiler ama kızın yanlış bir şeyini bulmadılar. Bu konuda çok dedikodular çıktı ama biz onların yanlış bir hareketini görmedik.

SORU: Cılavuz Köy Enstitüsü’nde yaşadığınız ilginç bir anınızı bizimle paylaşmak ister misiniz?

CEVAP: Bir gün Milli Eğitim Bakanı dersimize gelmiş. O sırada kimya laboratuarında idik. Her dersin ayrı laboratuarı vardı. Öğretmen deneyi sahne gibi, herkesin rahatlıkla izleyebileceği bir yerde yapardı öğrencilerde aşağıda aynısını yapmaya çalışırdı. O gün kimya öğretmenimiz sabunun yapılışını anlatıyordu, bakan içeri girdi. Bakan dedi ki: “bu sabunun denklemini kim yazacak?” bir arkadaş çıktı. Tahtanın iki sırası doldurdu denklemi yazarken. Bakan teşekkür etti ve bu kez: “bu sabunu kim yapacak?” diye sordu. Tesadüfe bak ki bana rastladı. Tabi biz o zamanlar bakanı Allah tarafından gönderilen biri olarak biliyoruz. Hayatımızda hiç bakan görmemişiz ki. Gördüğümüz en yüksek mevki vali idi. O kadar heyecanlandım ki sabunu yapana kadar soğuk terler döktüm. Sonunda sabunu yapmayı başardım. Herhalde beğenmiş olacak ki bir kağıt kalem istedi ve kendi eliyle öğretmene takdirnamesini yazıp gitti.



SONUÇ


Köy Enstitüleri’nin kurulmasındaki amaç, henüz sanayileşmemiş toplumların genç ve dinamik kuşaklarını, özgün, yaratıcı, sorunlara çözüm yolu üreten, araştıran, inceleyen ve sorgulayan bireyler haline getirmek ve onları gerici zihniyetlerden arındırarak modern yaşamı içselleştiren çağdaş birer fert kılmaktı. Bu amaç doğrultusunda Türkiye’nin çeşitli yörelerinde kurulan enstitülerden biri de Kars’taki Cılavuz Köy Enstitüsü’dür.



Cılavuz Köy Enstitüsü’ndeki, hayat öğrencilerin birer pasif alıcı olarak değil de eğitimle bire bir haşır neşir olan, yaparak yaşayarak öğrenmelerine olanak sağlayan ve içinde birçok öğeyi barındıran, uygulama ve kültürel faaliyetleri içeren bir yapıya sahiptir. Cılavuz ‘daki öğrenciler tüketici değil üretici konumundaydı. Bunu da gelişmiş teknik ve yöntemlerle yapıyorlardı. Uygulama derslerine yatkın olup küçük yaşlardan beri bu işlerle uğraşan öğrenciler, bildiklerinin üzerine teknolojiyi de ekleyerek uygulama ve teoriyi bir arada yürütmüşlerdir. Clavuz öğrencilerinin bulundukları toplumu kalkındırmada da büyük etkileri olmuştur. Özellikle üretici olan köylüye gelişmiş tekniklerle model olunmuştur.



Cılavuz öğrencileri beş yıllık eğitimden sonra sağlık, kültür, teknik, iş eğitimi, sanat… vb. alanlarda uzmanlaşmışlardır. Bununla beraber adaletli, demokratik, özgürlükçü ve barışçıl bireyler olarak mezun olmuşlardır. Gittikleri yerlerde köylüler tarafından devletin temsilcisi olarak görüldükleri için saygı ve ilgiyle karşılanmışlar ve toplumda ileri görüşlü kişiler olarak benimsenmişlerdir.



Köy Enstitüleri genel olarak gösterdikleri başarılara rağmen eğitim programındaki değişmeler, yeni iktidarın politik görüşlerindeki farklılıklar, dış devletlerin(başta ABD) müdahaleleri, köy ağalarının çıkarlarına ters düşmesi gibi sebeplerle kapatılması istenmiştir. Buna bahane olarak da enstitülerde ahlaki yozlaşmanın oluştuğu, dini istismarların gerçekleştiği, kız erkek arasında uygunsuz durumların yaşandığı ve komünizm gibi fikirlerin yaygınlaştığına dair iddialar ortaya atılmıştır. Bu konularda zaafı olan halkı da yanına alarak enstitülerin kapatılmasını sağlamışlardır.



Günümüzde uygulamalı eğitime önem veren kurumlar olmuştur. Ancak bu kurumlar toplumsal koşulları dikkate almadan Batılı eğitimcilerin görüşlerini direkt olarak almışlardır. Fakat teknolojiden bihaber olan topluma çağ atlatmak amacında olan bu kişiler başarılı olamamışlardır.



Halen daha Köy Enstitüsü özlemi içerisinde olan kişiler bulunmaktadır. Prof. Sadun Aren’in düşüncesine göre: “Bir ülkenin koşulları değişince, o ülkedeki düşünceleri de kurumları da yeni koşullara göre değiştirmek gerekir. Bunu da Köy Enstitüleri bize çok açık bir şekilde gösteriyor. 1940’ların koşullarında, memleketin koşullarına çok uygun olduklarına şüphe edilmeyen, yetiştirdiği insanlar ortada, o insanların getirdiği yararlar ortada olan bu kurumları bugün kuramazsınız. Tekrar ve aynen kuramazsınız. Anlamı yoktur. Esinlenmek ayrı meseledir. Her şey tarihsel bir menteşeden gelir, bugün dünden esinlenir. Fakat aynı bunu tekrar kuralım demek, Donkişot’un özlemi gibi olur. Yani tabanı olmayan bir özlem olur.”



ÖNERİLER

Bu araştırmayı yaparken geniş bir literatür taraması gerekmektedir. Ayrıca geçmişte yaşanmış bir olay olduğu için tarafsız düşüncelere rastlamak pek mümkün değildir. Bu sebeple araştırma yapmak isteyen arkadaşlarıma, kaynak seçiminde konu alanında uzman kişilerden yardım almalarını tavsiye ederim. Eğitim tarihimizde bize özgü tek bir sistem olması sebebiyle bu konuyu araştırmaktan büyük bir mutluluk duydum. Bu eğitim sisteminin eğitim hakkındaki düşüncelerime büyük katkı sağladığına inanıyorum.



Teşekkür: Bu araştırmamda bana yardımcı olan ve beni yönlendiren Kafkas Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim üyelerinden Okt. Erdoğan Karaşah’a ve Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Kars Şubesi Başkan Yardımcısı Abubekir Zariç’e ve Susuz Kazım Karabekir Anadolu Öğretmen Lisesi Müdürüne teşekkürlerimi sunarım.



KAYNAKÇA

Ağanoğlu, H. (1949). Köy Enstitüleri Yolunda, İstanbul: Ahmet Sait Basımevi.

Altunya, N.(2002). Köy Enstitüsü Sisteminin Düşünsel Temelleri, Ankara: Düzgün Yayıncılık.

Altunya, N.(2005). Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış, Ankara: Başarı Yayınları.

Başaran, M.(2003). Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri, İstanbul: Cumhuriyet Kitapları,3. baskı

Ekmekçi, M.(1996). Öksüz Yamalığı Köy Enstitüleri, İstanbul: Çağdaş Yayınları.

Eren, C. (2002). “Cılavuz Eğitmen Okulu” Cilavuz Dergisi. Sayı 5.

Güneysu, S. (2008). “Cılavuz Köy Enstitüsü Harabeye Döndü” Cumhuriyet Gazetesi. 22 Temmuz.

Kaplan, M.(2002). Aydınlanma Devrimi ve Köy Enstitüleri, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

Kurtuluş, Y.(2001). Köy Enstitülerinde Sanat Eğitimi ve Tonguç, Ankara: Güldikeni Yayınları.

Kut, D.(2003). Demet’li Yıllar Tonguç’la Yücel’le, Ankara: Güldikeni Yayınları.

Tabanlıoğlu, H.(2004). Öğretmenlerimizle Söyleşiler, Ankara: Güldikeni Yayınları.

Tonguç, E.(2007)Bir Eğitim Devrimcisi İsmail Hakkı Tonguç ( Yaşamı, Öğretisi, Eylemi),3.baskı, İzmir: Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Yayınları.

Tonguç, E.(2003). Köy Enstitülerinin İzinde, Ankara: Güldikeni Yayınları.

Tonguç, İ. H.(1999). Mektuplarla Köy Enstitüsü Yılları (1936-1946), Ankara: Güldikeni Yayınları.

Köy Enstitüleri Kanunu, Ankara(1940): TBMM Matbaası.

Köy Enstitüleri Öğretim Programı, Ankara(1943): Maarif Matbaası.

Şanoğlu, S. (1948). Köy Enstitüleri Spor Yarışması, İzmir: Kızılçullu Yayınları.

Afacan, N. “Köy Enstitülerinin Kapatılması” http://www.egitimhane.com/forum/index.php?topic=44.75 (Erişim Tarihi:02.01.2011)

Atakul, S. “Köy Enstitülerinin Kuruluşu”, http://www.pdrciyiz.biz/koy-enstitulerinin-kurulusu-t4338.html (Erişim Tarihi: 10.11.2010)

Hekimoğlu, İ, “Köy Enstitüleri”, http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=315163 (Erişim Tarihi:18.12.2010)

Oğuzkan, F. “Köy Enstitüleri Öğretim Programı”, http://www.egitim.aku.edu.tr/oguzkan.htm (Erişim Tarihi:15.11.2010)

Özdemir, Y. Z. “Köy Enstitüleri Neden Kuruldu” 27 Ocak 2009, http://www.yenikusakcanakkale.com/index.php?option=com_content&task=view&id=18&Itemid=30 (Erişim Tarihi:03.01.2011)

Partigöç, T. “Köy Enstitüleri”, http://www.egitim.aku.edu.tr/TER2007-13.ppt#260,10,Slayt 10 (Erişim Tarihi: 14.01.2010)

Yağcı, Ö. Kars’ın Köylüğünden Cılavuz’a, Öğretmenliğe, Yazarlığa bir Çocuk, http://www.dursunakcam.com/kimdir.html ( Erişim Tarihi: 14.01.2011)

http://tdkterim.gov.tr/bts/ (Erişim Tarihi:15.11.2010)

“Köy Enstitüleri”, http://www.meb.gov.tr/meb/hasanali/egitimekatkilari/koy_enstitu.htm (Erişim Tarihi: 10.11.2010)

http://www.siyasalbirikim.com.tr/haber.php?haber_id=166s (6 Eylül 2007)

(Erişim Tarihi:07.01.2011)

http://tr.wikipedia.org/wiki/Susuz,_Kars (2010) (Erişim Tarihi:07.01.2011)

http://huzur.blogcu.com/susuz-selalesi/2818065 (09/01/ 2008) (Erişim Tarihi:07.01.2011)

http://www.cilavuz.com/haber_detay.asp?id=29 (Erişim Tarihi:11.12.2010)

http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Cmit_Kaftanc%C4%B1o%C4%9Flu ( Erişim Tarihi: 15.01.2011)

[1] Kafkas Üniversitesi, Okulöncesi Öğretmenliği öğrencisi.
EĞİTİŞİM DERGİSİ veb sitesinden alınmıştır

http://www.egitisim.gen.tr/site/








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.







Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.


Cilavuz Fotoğrafları Kategorisindeki Diğer Haberlerimiz